"Bugün Kalan Hayatımın İlk Günü"

Kişisel gelişim kitapları okumayı seviyorum, her biri bana ayrı bir kapı aralıyor ve o kapıdan girince bambaşka bir dünya görüşü ve farkındalık kazanıyorum, daha çok ruhuma ve zihnime odaklanıyorum kısaca hayata dair bir artım daha oluyor içimde...

Bu son okuduğum kitap aslında kendini bir kişisel gelişim kitabı olarak görmese de aslında tam olarak öyle...Ama uzun zamandır beni bu kadar etkileyen bir kitap daha olmadı sanırım. İçindeki her mesaj beni derinden etkiledi ve mesajları çok netti. Galiba bu kadar anlaşılır ve uygulanabilir olması aslında kitabın akışı kuvvetli bir hikayaye dayanmasından kaynaklı.


Kitabın Adı : Bugün Kalan Hayatımın İlk Günü

Yazar: Maud Ankaoua

Yayınevi : Yan Pasaj

Sayfa Sayısı :293

Detaylara geçmeden önce; "Dikkat ciddi spoiler içerir :) " demeyi de unutmayayım , sonra vay efendim o da söylenir mi olmasın :) 

Kitabı bugün bitirdim ve bende yazmalıyım, paylaşmalıyım, sadece bende kalmamalı bu kitabin hissettirdikleri dedim.

Az önce bir saatlik bir yürüyüşte, kitap üzerine ve kitabın bende hissettirdiklerini sindirdim ve paylaşmak istedim.


Öncelikle kitap başladığı şekilde bitiyor ve bittiği şekilde başlıyor..."Nasıl yaa? " dediğinizi duyar gibi oluyorum :) Heyecanlı ve merak uyandırıcı... Tam bir  beyaz yakalı bir kadının hayatının bir anda en yakın arkadaşının ondan garip bir isteği ile yön değiştirmesini, Himalayalara içsel bir yolculuğa çıkmasıyla başlıyor. Nepal'de geçen bu yolculuk , Nepal'e Himalalayara o dağlara, doğaya, ormana , basit yaşama olan umudumu, merakımı, heyecanımı kamçılamadı desem yalan olur, hatta şu pandemi dönemi bitsin bucket listimde yer alacak bir NEPAL var benden içeri...

Ana karakterin her bir metre Himalayara yükselişinde, değişen havayı soludum, gördüğü renk cümbüşünü hissettim, o yoruldukça zorlandıkça ben de yoruldum diyebilirim, hep içinde kaldım hikayenin ve kafamda birebir canlandırdım her yeri , böylece oralara dair merakım kat be kat arttı.

Gelelim kişisel gelişim boyutuna... O kadar ben kişisel gelişimim diye bağırmadan hikayelere olaylara kişilere indirgemiş ve anlatmış ki farketmeden özümsüyorsunuz. Etkilendiğim bir kaç paragrafı yazacağim...

Belki koşmayı çok sevdiğimden ayrıca etkilendim bilemiyorum ama , zorluklarla mücadele ederken, artık ben bittim daha fazla dayanamayacağım dediğiniz artık son nefesinizi vermek istediğiniz o karar anı vardır ya, işte orda umut olan bir kaç cümle: "Sadece dört yüz metre kaldı.Bu dört yüz metreyi, yürümek için bacağı olmayanlara, kas veye nefes hastası olanlara, bizim yerimizde olmak isteyip de olamayanlara adamanı istiyorum. Ne dersin? diye sordu ..." bu cümleleri duyan bir insan o andan sonra nasıl olur da yürümeye devam etmek istemez, ya da o son ittirici gücü kendinde bulmaz? Aslında her zaman her koşulda bize bu gücü verecek nesneleri olayları kurguları düşünsek, son bir gayret etmez miyiz ki?

Kitapta temel olarak ele alınan bazı konular var: Hayat aslında 2 ana tercihten ibaret, sevgi ile mi yoksa korku ile mi hareket ediyoruz. Her seyin temelinde bu  ikisi yatıyor. Bir diğeri, aslında insanlar olarak en büyük sorunumuz " ego"muzun esiri olmak... Ve aslında nerdeyse her kişisel gelişim kitabının konusu ve benim son zamanlarda gerçekten takıntı halinde incelediğim konu: beyin- düşünce gücü-pozitif düşünme üçgeni. Yani pozitif düşün pozitif olsun, bu mentalite ile hastalıklara deva, kendine güç, mutluluğa kapı açarsın...

Her bir bölüm , birbirinden güzel ve düşündüren anekdotlarla başlıyor... Bir kaç tane altını çizdiklerimden, kimisini üç kere kimisini beş kere çizdim, okudum okudum sindirdim...

"Düşmaninizi anlamak, onunla savaşmaktan daha büyük bir karakter gücü gerektirir" Sebastien Provost

"Dalgalara engel olamazsınız, ancak sörf yapmayı öğrenebilirsiniz." Pema Chödrön

"Yapılana kadar hep imkansız görünür" Nelson Mandela

"Gerçek özgürlük, egonun diktatörlüğünden ve onun getirdiği duygu kervanından kurtulmaktır."Mathieu Ricart

"Şeyleri olduğu gibi değil, olduğumuz gibi görürüz." Anais Nın

"Dünyada görmek istediğiniz değişimin kendisi olun." Gandhi

"Delilik tekrar tekrar aynı şeyleri yapıp farklı bir sonuç beklemektir." Albert Einstein

"İnanç merdivenin tümünü göremediğiniz halde ilk adımı atmaktır." Martin Luther King

"Sevgi Tanrı'nin bize ödünç verdiği ışıktır." Anne Barratin

"Eğer değerli bir insanla karşılaşırsan, ona benzemeye çalış; eğer vasat bir insanla karşılaşırsan onun kusurlarını kendinde ara." Konfüçyüs  --- Buna ekstra ekstra bayıldım...---

"Deneyim başımıza gelen değil, onunla ne yaptığımızdır." Aldous Huxley

Bir de bazı bölümler var ki, defalarca okudum... Mesela;

"Günlük hayatta içinde bulunduğumuz iki hal söz konusu: "korku ve sevgi" Korku bir körlük ve otomatizm halidir, sevgi ise bir bilinç sonsuzluk ve birlik halidir. Sevgi sadece şimdide ortaya çıkar ve sunacağı çok şey vardır. Korku ise ya geçmişin etkisindedir ya da gelecekte yaşanabilecek bir yoksunluğun kaygısındadır. Korku hiç bir şey değildir, sadece zihnin bir uydurmasıdır." O kadar doğru ki... Her hareketimizde iki ittirici var aslında sevgiyle mi korkuyla mı yaklaşıyoruz... Ne kadar sevgi beslersek, ne kadar pozitif durursak onu görme şansımız o kadar yüksek ama ne kadar korkuyu beslersek ve negatif durursak hayata karşı her türlü bizi dönüp buluyor. Burda kitabın bir çok yerinde aynı zamanda anda kalma- anı yaşama- anı özümsemeye atıfta da bulunuyor. Birak hayatını kaygılarla, gelecekte ne olacaklarla sürekli doldurma, kaldır kafayı bir bak ana  mesajını oldukça fazla veriyor... Son zamanlarda anda kalmaya çalışma egzersizleri yapan bana o kadar iyi geldi ki...

Bir başkası ise şöyle:

"Dünyayı ilk defa gören bir çocuk gibi, hayata yepyeni bir gözle bakmak. Korkudan kaynaklanan otomatik inançlar yerine, kalbimizin gerçek arzularına kulak vermek, Jason bunu " refleks inançlar " olarak adlandırıyordu ve bunun karşıtı da açıklanamaz, ancak hayatın her anında deneyimlenebilecek evrensel ilkelere dayanan " güven hali" idi. Refleks inançlar elimizdekini kaybetmek, asla tatmin olmamak diğerlerinin sahip olduklarına gipta etmek gibi başka korkuları besliyordu. Güven halinde olduğumuzda ise tam tersine hayatımız verdiğimiz ölçüde zenginleşiyordu. Paylaşmanın zevki başka hiçbir şeyde yoktu.Sevgi bizi fakirleştirmez aksine, verdikçe çoğalır, asla tükenmezdi. Zamanımızı,  paramızı, gülümsememizi paylaştığımızda evrenin sonsuz kaynağına ulaşırdık.Kısaca güven hali berekete dayalıydı ve kaynağını bizden alıyordu buna karşın refleks inanç yoksunluk korkusuna dayalıydı ve dışarıdaki kalıntılardan besleniyordu."

"Koşulsuz sevgi ego için bir tehditti zira bu onu yok olmaya zorlardı."

Ve ego ile ilgili tadına doyulmaz bir paragraf:

"Jason, egonun , kendi kimliğini korumak için bize dünyanın tehlikeli bir yer olduğunu ve onun himayesi sayesinde hayatta kaldğımızı öğrettiğini  vurguluyordu. Bu yüzden kendi kurallarını, savunma ve saldırı mekanizmalarını dayatıyorve bizi sürekli korku halinde tutuyordu. Hayatımızda ne kadar yoksunluk yaratırsa, bizi yanılsama içinde tutması o kadar kolay oluyordu.Bizi dar bir dünyanın içine hapsedip boğuyordu.Zararlı bir dış dünya paranoyasıyla beslenen negatif düşüncelerimiz çoğalarak çarpıtılmış gerçeğimizin temelini atıyordu.Egonun silahı çok güçlüydü: Sorun daima diğerleriydi! Kurban rolüne bürünerek suçu önüne gelen ilk kişiye atıyordu: "Mutsuzsam bu onun yüzünden... Onunla karşılaşmadan önce... o bunu bana demeden ve ya yapmadan önce her şey gayet iyiydi..." Ego pozisyonu sağlama alıyor ve şöyle diyordu: "Dış olaylar yüzünden kendimi korumaya alıyorum, saldırılarım diğerlerinin saldırılarına tepkiden başka bir şey değil..."  ve daha niceleri... özellikle ego tanımı, beni benden aldı. Ego ile yaptığımız nice davranış aslında bu dünyaya bıraktığımız hep kötü fidan, tohum ve karışılık... Aslında kendimizi kontrol etmek ve gerçekten anlamak için ise şu 3 şeyi öneriyordu. " Düşüncelerini niyetlerini ve isteklerini gözlemle ve bunların kalbinden mi yoksa egondan mi geldiklerini belirle ; başkalarından beklediklerini sen de diğerlerine ver: gülümse, iyi düşün, zaman ayır, dinle , anlayış göster ve sevdiğin şeyleri paylaş; diğerlerine verdiğin her şeyi aslında kendine verdiğini gör, zira hepimiz birbirimizze bağlıyız..."

Olumsuzluklardan kurtulmak için ise aslında hayatımızda kolayca ve kısaca uygulamamız gereken adımlar 1) Kurban rolünü oynama, yaptıklarımızdan kendimiz sorumluyuz ve her şeyin sebebi aslında biziz, bizim kendimizin söyledikleri yaptıkları... 2) Varsayım yapma, bilmeden görmeden yorumda bulunma, muhtelemen beni sevmiyor, gelmedi demek ki önemsemiyor  vb vb o kadar çok ki. Yapma, gerçeği ögren , sor , konuş ama varsayım yapma 3) Yargılama; herkesin bir sebebi bir nedeni bir gerekçesi vardır, deneyimlerimiz yaşantılarımız farklı, o yüzden değerlerimiz farklı yargılama... ben bu üç uyarıya bayıldım, yaptığım hataları telafide kullanacağım kesin...

Çok uzatttım biliyorum, ama çok etkiledi gerçekten bu kitap beni. Detayları siz okuyun istiyorum ama bir iki yere daha odaklanmadan kapatmayayım. " Benzerliklerimizi aradığımızda özümüzü buluruz. Diğer insanlarla ilişkilerimizde yaşadığımız acılar kendi çözümlenmemiş sorunlarımızdan kaynaklanıyor. Diğeri bizim bir yansımamız. Bize hayatın bir hediyesi, zira kendi karanlık bölgelerimizi anlamamızı sağlıyor" Buraya ayrıca bayıldım. Yani diyor ki, bizi kızdıran , üzen, maruz kalmak istemediğimiz davranışlar aslında bizim içimizde bir yerden kaynaklanıyor ve ayna etkisi yapıyor işte o yüzden çok rahatsız oluyoruz. Belki bir aldatılmışlık sebebi ile, aldatan insanlara karşı önyargılıyız ve onları sevmiyoruz. Belki bizim çocukluğumuzda hep yalan vardı, o yüzden yalancı insanları sevmiyoruz gibi gibi, okuyunca daha derinden anlıyor olacaksınız.

Ve son olarak bayıldığım bir diğer paragraf: " Karşımızdaki kişi istediğimiz gibi davranmadığında bunu onu kendisini yargılayarak, eleştirerek ya da dışlayarak belli ediyoruz. Enerjimizin büyük bir bölümünü zayıflıklarımızı saklamak için harcıyoruz. Hakkımızda iyi bir imaj vermek amacıyla kendimize uyguladığımız baskı mutlu olmamıza engel oluyor. Sürekli olarak takdir görmek istiyoruz çünkü bulduğumuz tek oksijen kaynağı bu. Böylece tahammülsüzlük, eleştiri ve farklı olmak ihtiyacı geliştiriyoruz. Alınganlığımızı iyice bileyip eleştiri aldığımızda ve ya minnet görmediğimizde hakarete ugramış hissediyoruz.Karşımızdaki kişi bastırmak istediğimiz şeye yankı yapacak şekilde davrandığında bundan rahatsız oluyor ve  çözümlememiş olduğumuz şeyle bir benzerlik aramak yerine onu bir düşman olarak görmeyi tercih ediyoruz." Nitekim, düşündürücü oldukça hem de... 

Son sözü yazarın son söz bölümündeki bir tavsiye ile kapatıyorum, çünkü ben özellikle bu kısmı çok sevdim: "Diğerlerini ikna etmeye çalışmayın, onlara örnek olun, ilham verin, siz ışıldadığınız zaman aydınlığınız diğerlerine de yol gösterir...!"

Tüm bunları okurken çokça düşündüm, irdeledim, bazı kararlar aldım. Okunması gereken kitaplar listeme çoktan girdi kendisi , belki sizin listenize de girer...

Keyifli okumalar...

 

Hayriye Haliloğlu 

06.12.2020

İstanbul

 


Comments

Popular posts from this blog