Nisan'da Neler Okudum?
Nisan ayı, aslında baharla birlikte yenilendiğimiz bir ay ama dedim ya belki de COVID etkisi bilemiyorum, melankolik geçti sanki,,, Bir yandan işteki yoğunluklar bir yandan evde çalışmaya devam etmemiz bu güzel havaları gördükçe elime almakta zorlandım sanırım kitapları... Bir de bu aralar Yaso'nun gece uykuya dalma seansları 1 saati bulunca, ya ben onla uyuyakaldım çokça zaman, ya da onu uyuturken enerjim de uyuyakaldı sanırım. Gece okumalarım biraz azaldı bu ara.Ama Mayıs'ta yine fişşek gibi dönüyürım inşallah....
Bakalım bu ay neler okumuşuz :) Önce kitap kulubü kitaplarından başlayalım. Veba Geceleri, Beni Unutma Apartmanı ve Lale Otel. Veba Geceleri, Orhan Pamuk'un son romanı , konusu Osmanlı'nin Abdülhamit döneminde, hayali bir Osmanlı adası olan Minger adasındaki Veba salgını ve bu salgının seyrini anlatıyor. Temel olarak olay Veba ancak Orhan Pamuk bilenler anlayacaklardır, o kadar çok alt başlık ve konu olay kişi anlatılıyor ki üstüne üstlük detaylıca , kitap katman katman derinliklerden oluşuyor. Ben bu kitapta çok yoruldum, hem Veba beni yordu, tırstım korktum psikolojim bozuldu belki bu ayki ruh halimden bilemiyorum, bir de kitap oku oku bitmedi, çok farklı olayları çok derin detaylı anlatınca Orhan Pamuk benim içim sıkıldı, ama bitirdim bir şekilde kitabı. Yeni bir Orhan Pamuk okuyucusu iseniz kesinlikle sonlara bırakın kitabı derim :) Beni Unutma Apartmanı , Nermin Yıldırım ise olaylar olaylar olaylar içeren özgür ruhlu bir kadının hayat hikayesini anlatıyor. Çok akıcı, çünkü çok fazla olay örgüsü var içinde, Türk Edebiyatı'nin bu yeni kadın yazarlarına fırsat verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Karakterler beni çekti kendine açıkçası, biraz tabulara aykırı, biraz özgür ruhlu biraz feminist biraz rahat bir kadın ana karakter. Yine derinlerde annelik, annesizlik, annelerin hayatlarımızdaki etkisi konuları var. Lale Otel, Nebahat Venizor, bu kitap çok ilginç çünkü yazarı Anka Kitap kulubumuzun katılımcılarından Mayıs ayındaki ilk seansimizda onun kitabını konuşacağız. İlk kitabı kendisinin ama Mardin'de geçmesi bir kısmının beni çok etkiledi zira çok seviyorum Mardin'i... İlk kitaba göre oldukça iyi kurgulanmış ama dil konsuunda fırsatları elbette ki var:) Sevdim ama kitabı :) Bu ayın klasiklerine gelince, İnsancıklar Dostoyevski, büyük ustanın ilk kitabi, daha o ilk kitabından yeni Gogol doğdu demişler, boşa dememişler... Daha ilk kitaptan hayatı konuşturmuş. Hayatın gerçekleri, fakirlik, yoksunluk, para kazanma üzerine iki kişinin birbirine olan mektuplarından oluşuyor. Ama yeri geldi geçim sıkıntısı iliklerime işledi. Kısacası usta döktürmüş yine... Siyah Lale, Dumas'ın ise ünlü Üç Silahşörler Monte Kristo kontundan sonra biraz daha geride kalan bir romanı. Başta sarmadı kitap beni bir elli sayfa ama devam ettim iyi ki etmişim, insanların tutkularının peşinden nasıl gittiğinin resmedildiği bir kitap... Aşk romanı gibi algılansa da aslında takıntılarımız, tutkularımız onları gerçekleştirmek için hırslarımıza nasıl yenik düştüğümüzün romanı... O Siyah Lale'nin açmasını her an bekledim ben de heyecanla...Dönüşüm , Kafka ise hep listemde bekleyen elime alamadığım Kafka kitabı. Kafka şahaserler yaratmış tüm kitaplarında, insanların hayattaki duruşlarını, hayata bakış açılarını hayatın gerçeklerini, söyleyemediklerimizi ama yaşadıklarımızı çok güzel anlatıyor. Yüzümüze gerçekleri öyle bir çarpıyor ki, eşekten düşmüşe dönüyoruz. Yine bu öyküde Gregor Samsa'nin böcek oluşuyla, nasıl dışlandığı ve nasıl insanlar tarafından görünmez olduğunu acıyla izliyoruz.Okunası dostlar...Savaş Sanatı, tam bir taktik strateji kitabı, savaşlarda cephede başarılı olmak için neler yapılmalı nasıl düşünülmeli hangi şartlar daha elverişli gibi çok kısa net öz yorumlar var. Değişik bir kitap oldu benim için. Ayın kişisel gelişim kitaplarına gelince, Düşün ve Zengin Ol, aslında bilincimizi yönlendirerek düşleyerek, hayal ederek hedeflere nasıl ulaşmamız gerektiğini anlatan bir kitap artık bu gibi kitaplar hep aynı şeyleri söylüyor gibime gidiyor belki de bu tiplerden sürekli okuduğum için biraz ara vereceğim bu tarza sanırım. Beden Asla Yalan Söylemez ise çarpıcı bir kitap. Bedenimiz tüm düşündüklerimizin aklımızdan geçirdiklerimizin aynası aslında, stres dediğimiz ya da utanma, kabul etmeme, inkar etme gibi tüm etkenler bedenimizdeki hastalıkların temel kaynağı aslında. Gerçeklerle bir kez daha yüzleştirdiği için sevdim ben bu kitabı.Ve Ayfer Tunç'tan Suzan Defter, okuduğum en ilginç kitaplardan çünkü kitap yazılış şekli ile çok ilginç. Sol sayfalar bir kişinin günlüğünden, sağ sayfalar ise başka bir kişinin günlüğünden ve hep aynı günleri anlatıyor. Birbirleri ile olan karşılaşmaları hisleri farklı ağızlardan dinlemek inanılmaz geldi bana. Farklı bir şey okumak istiyorsanız deneyin derim.
İşte dostlar, Nisan da böyle geldi geçti, bir ay daha geçti ömrümüzden. Dilerim ki her geçen gün daha fazla kitap olsun hayatımızda, hep farklılaşalım zenginleşelim, güzelleşelim #herhaftaenazbirkitap ile.
Sağlıcakla kalasınız...
Hayriye

Comments
Post a Comment