Demlenelim mi dostlar şöyle bir tavşan kanı?

Ne diyorum yahu ben de böyle :) Çay mi kahve mi sorusunun cevabı bile kahve olan bir insanım , ama güzel demlenmiş, demini iyice almış bir yorgunluk çayına da asla hayır diyemem... Peki ya kolay mi öyle demlenmek? Demlenip de içilmek? Bir anda kaynayıvermek, özünü almak içinden, belki de tüm tozları bırakmak, gerçek maddeye bürünmek? Sonra içtikçe de bir oh çekmek, eline sağlık demek. Aslında ne kadar da basit değil mi bitkiden bir sıvıya ermek ve akıllarda yer edinmek... İşte o kadar da kolay değil...:)

Aslında hepimiz bir akışkanız şu hayatta, kimimiz anne, kimimiz baba, kimimiz sadece var olmaya çalışan bir birey... Bir şekilde akıyoruz hayattan sıvı misali. Ama bir amacımız var , aslında çayla buluşup enfes bir dem alıp, o çayın güzel,ağızda kalan tadına varmak. Hepimizin bir misyonu ,bir arzusu,bir hedefi var ama genel hedefimizin demlenmiş bir çay olduğunu düşünün; güzel demlenmiş bir çayın ne olduğunu bilmeden o olmaya çalışıyoruz...

Önce ısınmaya başlıyoruz, olduğumuz halimizden değişime başlıyoruz, belki ögreniyoruz, belki zorlanıyoruz ama değişiyoruz, ısımız artık yükseliyor yaşadıklarımızla gördüklerimizle, hislerimizle biz ısınıyoruz yani değişiyoruz. Sonra kaynaman lazım diyorlar asıl hedefine ulaşman için. Ama kaynamanın acılı bir süreç olduğundan bahsetmeden...Acılardan , yıpranmalardan belki de üzüntülerden bahsetmeden. Derken kaynamaya yaklaşıyoruz, artık bitsin bu işkence ne de zormuş çay olmak, kaynamadan, görmeden yaşamadan deneyimlemeden olmaz mi bu iş, illa kaynamak, değişmek, bu ısıya acıya katlamak mi lazım diyoruz, cevap kocaman bir "EVET" . Kaynamaya çalıştıkça fokurdanmalar, pes etsem  miler, bu neden benim başıma geliyorlar, hep acı hep acı ; yok mu bunun başka ilacı demeler, isyanlar, kederler, sızlanmalar direnmeler daha neler neler... Ya da öyle zannetmeler... Sonra birden kaynıyoruz. Gördük, geçirdik belki haksızlığa uğradık belki acı yaşadık belki bir tarafımız yara aldı, belki ağladık, belki bıktık belki yorulduk, belki yıprandık, belki artık yeter dedik... Ama işte kaynadık ve o güzelim çayımızla buluştuk ve yepyeni bir kimyaya büründük. Önce içimize sindirdik o güzelim çayı kokusunu, sonra yavaş yavaş benimsedik, hoş geldin dedik.Usul usul çayımızla demlendik ve tavşan  kanı olduk mu olduk...

Hayat akışkan halimizin demlenmiş bir çay versiyonu... Acıları, fokurdanmaları yaşamadan demlenemiyoruz. Güzel bir tavşan kanı olmak kolay değil... Sahi hayatta kolay ne var ki?

Müthiş metaforu için "Beyhan Budak" - "Kendine İyi Davran İnsan" kitabını okumanızı tavsiye ederim. Emeklerine sağolsun...


Comments

Popular posts from this blog