Aile Yalanları: Görünenin Ötesindeki Hayatlar
Taze bitmiş, ruhuma inceden dokunmuş, hafızamda yer bulmuş kitapların bloglarını hemen paylaşmayı çok seviyorum. Çünkü biliyorum ki o hissiyat zamanla azalıp yok olacak, beyin eski düşünme moduna, duygular normal ayarlarına dönecek. O yüzden, taptaze bir kitap yansıması size…
Nermin Yıldırım - Aile Yalanları. Meğer tiyatrosu da varmış! Hâlâ oynuyorsa bilet alın derim, çünkü beni ezdi geçti yine. Sahi, her şeyden bu kadar hızlı ne ara etkilenir olduk? O kadar çok şey yaşıyoruz ki, ruhumuz paramparça, hassaslık zirvede. Düşünüyorum da, her şeye hislenir oldum. Neyse, en azından insanlığımızı hatırlatıyor, bozmayalım…
Bazen bir hikâye, içimizde adını koyamadığımız duyguları usulca önümüze serer. Birbirini tanıdığını sanan ama aslında birbirine yabancı insanların hikâyesi. Aynı sofrada oturup bambaşka dünyalarda yaşayanlar… Aynı yatakta uyuyup farklı rüyalarda kaybolanlar… Yalanlar sadece başkalarına söylenmez, bazen insan en büyük yalanı kendine fısıldar: “Her şey yolunda.”
Ama her şey gerçekten yolunda mı?
Bazen bir duygu sinsice sokulur insanın içine. Önce hafif bir esinti gibi gelir, fark etmezsin bile. Sonra yavaş yavaş kök salar, büyür, sarsar. O hisle yaşamak, kendini iki dünya arasında bölünmüş hissetmek… Bildiğin, alıştığın, güvenli olan bir taraf var. Ve bir de yüreğinin sessizce çağırdığı, ama gitmeye cesaret edemediğin diğer taraf…
Ne garip, değil mi? İnsan hayatı boyunca hep doğru olanı yapması gerektiğini düşünerek büyütülür. Sadakat, bağlılık, güven… Bunlar kutsal kelimelerdir. Ama kimse, bir gün bir duygunun ansızın gelip her şeyi sorgulatabileceğini söylemez. Kimse, içindeki çelişkinin bazen dışarıdan görünen hiçbir şeye sığamayacağını anlatmaz.
Oysa bazen insan, sadece kendi içinde bir çıkış yolu arar. Bir adım atmadan, bir karar vermeden, yalnızca hissettiği şeyin gerçeğini anlamaya çalışır. Bunu bir başkasına anlatamazsın. Çünkü anlatmak, gerçekle yüzleşmek demektir. Ve belki de en büyük yalan, hissettiklerini dile getirmemektir.
Peki sonra ne olur? Zaman geçer, hisler diner mi? Yoksa içimizde saklı kalanlar bir gün patlar mı? Bilmiyorum. Bildiğim tek şey, bir duygunun gelip gitmesini izlemekle, ona teslim olmak arasında ince bir çizgi olduğu. Ve belki de en büyük sınav, o çizginin neresinde durduğunu bilmektir.
İşte Aile Yalanları da tam olarak bunu düşündürüyor insana. Belki de hayat dediğimiz şey, içimizde söylemeye cesaret edemediklerimizden ibaret. Belki de en büyük ihanet, kendimize dürüst olamamak. Ama ne olursa olsun, hissetmek hâlâ güzel.
Hislerimizi hissetmediğimiz an ruhumuzun öldüğü andır...
Hayriye Haliloğlu
08.02.2025
Comments
Post a Comment